Duayen bankacı Bülent Şenver'den gençler için başarının anahtarını aldık.
  • Yayın Tarihi :26-06-2015
  • (Puanı 0.0/5 Yıldız) Toplam Oy: 0

Türk bankacılık sistemine çok sayıda yeni ürün ve hizmet kazandırmış ve bir çok başarılı bankacı yetiştirmiş, duayen bankacı Bülent Şenver’den gençler için başarının anahtarını aldık. Adım adım nasıl savaşçı olunur? İdeal yönetici profili nasıldır? Başarının formülü nedir? Tüm cevapları keyifli söyleşimizde…

Sayın Şenver, kısaca kendinizden, eğitim durumunuzdan ve profesyonel özgeçmişinizden bahsedebilir misiniz?

Darüşşafaka Lisesi’ni bitirdikten sonra Robert Kolej Yüksek Kısmı’na "Business Administration" bölümüne girdim. Okulun adı Boğaziçi Üniversitesi olarak değiştirildikten sonra aynı okulun İdari Bilimler Fakültesi Muhasebe ve Finans Bölümü’nden mezun oldum. İş hayatına Arthur Andersen and Company Londra ofisinde başladım. Bağımsız denetçi olarak çalıştığım şirketin İstanbul ofisi açılınca, aynı şirketin İstanbul ofisine tayin oldum.

Arthur Andersen İstanbul ofisindeki görevimden 1985 yılında on bir yıllık kıdemli müdür iken ayrıldım ve Uluslararası Endüstri ve Ticaret Bankası A.Ş.’nin (Interbank) genel müdür yardımcısı oldum. Aynı yıl "Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi” beni yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak kabul etti.

Haziran 1987 yılında Pamukbank T.A.Ş.'nin Genel Müdürü oldum. 6 yıllık Genel Müdürlük görevimden sonra 1994 yılında Denizbank Ltd. bankasının Yönetim Kurulu Başkanı ve Murahhas Azası olarak görev yaptım.

1994-2000 yılları arasında 5 yıl boyunca Türk Amerikan İşadamları Derneği (TABA-AmCham) Genel Başkanı, Amerikan Ticaret Odaları Avrupa Konseyi (ECACC) Yönetim Kurulu Üyesi, İcra Komitesi Üyesi ve aynı dönemde ECACC Hazine Başkanı olarak görev yaptım.

Aynı zamanda Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) üyeliğim sırasında TÜSİAD Bankacılık Komisyonu, TÜSİAD Ekonomik ve Mali İşler Komisyonu, Parlamento İşleri Komisyonu, Dış İşler Komisyonu ve Bankacılık Komisyonu üyesi olarak da görev yaptım. Türkiye Etik Değerler Merkezi Vakfını (TEDMER) kurduktan sonra Etik Değerler Merkezi Derneği’ni (EDMER) de kurarak bu derneğin Kurucu Genel Başkanlığı’nı yapmaya devam ettim. Şu anda ise ‘Herkese Kitap Vakfı’nın Kurucu Başkanı olarak gençlere kitap okumayı sevdirmek için "Okuyan Türkiye için Herkese Her Yerde Kitap” sloganı ile kitap dostları ile birlikte çeşitli çalışmalar yapmaktayım.

Kitaplarım arasında "Banka Bilanço Analizi”, "Kulağınıza Küpe Olsun”, "Gençlere Mektup” ve başarı hapı "Başardin” bulunmaktadır.

"Kulağınıza Küpe Olsun” kitabınızda üzerinde durduğunuz "yöneticilik” kavramı Türkiye’de pek konuşulan, araştırılan, tartışılan bir kavram değil… Nasıl oluştu bu fikir?

Ben tecrübelerimi paylaşayım istedim ve tecrübe paylaşımı yaparken önce kendi yaşadığım tecrübelerimi paylaşayım ve benim yaşadığım tecrübelerden gençler yararlansın istedim. Kendi tecrübelerimi kaleme alırken bu tecrübeler onların kulaklarına küpe olsun istediğim için kitabın adı "Kulağınıza Küpe Olsun” oldu.

Bir gün rahmetli Sakıp Sabancı TÜSİAD toplantısında beni gördüğünde ”Bülent Bey, yeni ne yapıyorsunuz, yine hangi yaratıcı fikirlerinizi uyguluyorsunuz?” diye sordu. Ben de "Kulağınıza Küpe Olsun” kitabımdan bahsettim. Fikir çok hoşuna gitti. "Yahu ne güzel şeyler yapıyorsun, aferin” deyince baktım çok motive edici ve gözleri parlayan bir hali var. Dedim ki "Kitabın içinde sizin de gençlere bazı tavsiyeleriniz bulunsun ister misiniz?” "Ya tabi ki niye istemeyeyim” diye cevap verdi. Ofise döndükten sonra hemen ona bir mektup yazdım ve gençler için kitaba konulacak ‘yap/yapma’lar nelerdir, paylaşmak istediği hoşuna giden bir anısı var mı, hoşuna giden güzel sözler, atasözleri neler olabilir diye sordum. Hakikaten 2-3 hafta sonra baktım cevap geldi.

Mektubuma bu cevabı aldıktan sonra kitabın şekli değişti. Ben sadece Sakıp Sabancı’yı tanımıyorum ki. Tanıdığım daha birçok başka iş adamı var. Hepsine mektup yazdım ve cevapları beklemeye başladım. Öyle olunca da tabi kitabın bitmesi uzadı. Ve sonunda 152 başarılı işadamımızın da kitap içerisinde gençlere tavsiye edebilecekleri, kulaklarına küpe olabilecek tecrübe ve bilgileri paylaşma imkanı oldu. Kitabın ilk bölümünde da ben kendi tecrübelerimi yazdım. Daha sonra da bu kişilerden gelen tecrübeleri kitaba ekledim. Böylelikle bu 152 başarılı insanın da içinde katkısı olan bir eser ortaya çıktı.

Tabi güzel bir şey oldu. Tek hüzünlendiren tarafı şu ki, zaman içinde bu kişileri kaybediyoruz ama hayat böyle. O eser bir şarap gibi oldu şimdi, ileriye yönelik daha değerli bir kitap haline gelebilecek. Roman gibi okunacak bir kitap değil de, bir başucu kitabı oldu. Herhangi bir zaman birinin tecrübesini merak ettiğinizde sadece o kısmın bir sayfasını okuyacağınız, size faydalı olabilecek bir başucu kitabı ortaya çıktı.

Sizin de söylediğiniz gibi çevreniz başarılı iş adamlarından oluşuyor. Peki genel bir değerlendirme yaparsak, Türkiye’de yönetici profili nasıldır? Diğer ülkelerle bir karşılaştırma yaptığımızda ortaya çıkan farklılıklar nelerdir?

Türkiye aslında yönetici yetiştirme konusunda becerikli. Yöneticilik vasıfları, çevreye çabuk adapte olabilmeleri, krizleri yönetebilmeleri, yaratıcı olmaları sayesinde dünyada artık uluslararası şirketlerin kabul ettiği ve bazen de başlarına Türk yönetici getirdikleri bir yöneticilik anlayışı yaşıyoruz.

Tabi Türklerin bu konudaki başarısı Türkiye’nin son 20-30 yıldır yaşadığı ekonomik değişikliklerin yöneticiler üzerinde getirdiği olumlu ve olumsuz etkilerinin sentezi sonucunda ortaya çıktı. Çabucak tecrübeli hale gelebildik biz. Her tür hava şartını yaşadığımız için diyelim ki Amerika’da yaşayan bir yönetici o hava şartını 20 yılda bir defa gördü belki ama biz o 10 yıl içerisinde devalüasyon nedir gördük, bankalar nasıl battı gördük. Yani yaşadığımız olaylar, ekonomik sıkıntılar, çok kısa süre içerisinde çok değişik iş tecrübelerini fiilen yaşanması, bu bilgi ve becerileri yöneticilere kazandırdı.

Bunun yanı sıra Türk insanı pratik zekalı. Çabucak pratik çözümler yaratabiliyor, çabuk karar verebiliyor, risk almasını seviyor. Aynı zamanda Türk yöneticiler çalışkan da. Dış ülkelerde yöneticiler sosyal hayatlarına da önem verir, biz maalesef böyle değiliz. Biz evi unutuyoruz. Bazen sabahlara kadar çalışabiliyoruz. Sosyal hayatımız hep ikinci planda kalmış durumda. Çalışma ve bir şeyi başarma, dolayısıyla şirkete hizmet verme daima hep ön planda tutulmuş.

Bütün bu saydığım özellikler bir araya gelince sonuç şu oluyor: Türk yöneticisi iyi bir uluslararası yöneticidir.

Belli başlı maddelerle belirtelim dersek ideal bir yönetici nasıl olmalıdır?

Ben kendi başarılarımı kendime sorduğumda şöyle bir formül buldum. Özelliklerimin baş harflerini de yan yana koyduğumda kendime dedim ki, buradan "savaşçı” kelimesi çıkıyor”.

Ben"SAVAŞÇI” olduğum için başarılı olmuşum.

 "S”: sabır

Ben sabırlı bir insanım. Bu, şu demek oluyor; iyi yöneticilerin karşısına daima çeşitli sorunlar çıkıyor ve o yöneticinin sabırlı olması gerekiyor. Sabırsızlık niye çok iyi değil? Ani bir karar alırsınız, hiç iyi düşünmeden iyi tartmadan duygularınıza yenilerek ve o karar yanlış olabilir ama sabrettiğiniz zaman doğruyu bulma konusunda daha başarılı oluyorsunuz. Sabırlıydım ve bu bence önemli bir özellik.

"A”: ahlak

İş ahlakı ve etik değerler çok önemli. Siz konunuzu ne kadar iyi bilirseniz bilin, teknik olarak ne kadar başarılı olursanız olun, iş ahlakı ve etik değerlere sahip bir yönetici değilseniz hiçbir zaman başarınız sürdürülebilir bir başarı olmaz. Bu nedenle ben başarılı olduysam iş ahlakına önem verdiğim için, etik değerlere sahip çıktığım için oldum.

"V”: vakit

Vaktimi iyi kullanmayı bildim ben. Zaman çok çabuk geçiyor, zaman çok değerli. Çalışabildiğiniz bir gün içerisinde belirli bir zaman var. 24 saat çalışamıyorsunuz. O zamanı hedeflerinize ulaşabilmek için zamanı doğru bir şekilde kullanmayı becerebiliyor olmanız lazım. Ben onu yapabildim, zamanımı doğu kullanabildim, etkili kullanabildim, zamanımı kontrol edebildim.

"A”: akıl

Zekamı kullanabilen biriydim. Duygusal değil aklı ön plana çıkaran biriydim. Yöneticilerde muhakkak duygusal zeka olması lazım. Ancak duygular her zaman ön plana geçerse bu sefer başarısızlık olur. O nedenle bir denge içerisinde aklı mantığı daha ön plana alıp hareket etmemiz gerekiyor.

"Ş”: şah

Hep şah olmayı istedim. Satrançtaki şah taşını bilirsiniz. Ne yaparsam yapayım nerede olursam olayım hangi görevi yapıyorsam yapayım, oranın şahı olmak isterim. Bu en değerli, en saygı duyulan, herkesin en fazla itibar gösterdiği yönetici olmak demektir. 

"Ç”: çalışkanlık

Düşündüğüm zaman 6 yıl genel müdürlük süremde 12 yıllık çalıştım. İşten yılmam, daima üzerine giderim. Bana sorumluluk verilmeden sorumlulukları ben alırım. İlla birinin bana şunu yap demesini beklemem. İleriyi önceden görebilirim, insanları motive edebilirim, etrafımda çalışanları hareketlendirebilirim. Bunlar önemli vasıflar.

"I”: ısrar

Azimli biriydim. Bir şey yapmak istiyorsa bunu gerçekleştirir biz ona inanıyoruz denilirdi benim için. Bazı şeyleri birkaç günde elde ederken bazı şeyler için birkaç yıl çalışıyorsunuz. Israr da bu yüzden bence çok önemli bir özellik.

Genç yöneticilere tavsiyem benim gibi savaşçı olmalarıdır.

Son kitabınız "Başardin” ile ilgili bize söylemek istedikleriniz nelerdir?

Başardin (başarı hapı) kitabımda şunu yapmaya çalıştım. Dedim ki banka genel müdürlüğü yaptığım dönemde benim başımdan geçmiş olayları düşüneyim ve başımdan geçmiş olaylarla ilişkili gençlerle öyle bir paylaşım yapayım ki, benim yaşadığım o olayları okuyup o olaylardan bir ders çıkarıp onlar da benzer durumlarla karşılaştıklarında başarılı olsunlar. Benzer bir durumla karşılaşınca "Bülent Bey bu hapı böyle içmiş, bugünkü şartlara göre onu hafif değiştirmem lazım aynı hapı başka şekilde içmem gerekiyor” deyip kendileri bulsunlar doğru yollarını.

Bu nedenle kitabın içine yaşadığım hakiki olayları da koydum. Bir sayfanın üzerinde "Yaşanmış Olay” diye bir ibare görüyorsanız o gerçekten benim yaşadığım bir olaydır. Bu olaya bir tane başlık koydum ve o olayı olduğu gibi anlattım, olaydan çıkarılması gereken dersin ne olduğunu da bir şekilde gençlerle, okuyucuyla paylaştım.

Tamamen sizin anılarınızdan yola çıkarak sizin bakış açınızı görüyoruz ve kendimize yorumluyoruz o zaman kitabınızı okurken…Buradan yola çıkarak Kimyakariyerim.com ziyaretçilerine vermek istediğiniz mesaj nedir?

Özetlersek çocuklar dedim başarılı olmak için benim gibi yapın "KİM” geliştirin.

"K”: Önce kendinizi geliştirin.

"İ”: İlişkilerinizi geliştirin.

"M”: Mesleğinizi geliştirin.

Kendini geliştiriyorsun, ilişkini geliştiriyorsun ama mesleğini geliştiremiyorsan yükselemezsin.

Bu üçünü de geliştirdiğim vakit, baktım birden başarılarım artmaya başladı. Ondan sonra tekrar baktım ve bir yerde kaldığımı, daha yukarılara çıkamadığımı fark ettim. Anladım ki benim eksiklerim var.

"RVZ" ayarlarını yapmadığımı gördüm.

"R”: Ruh sağlığı

Ruhunuza değer verin, onu sağlıklı tutmaya çalışın. Ruh sağlığınız bozuluyorsa yöneticilikte başarılı olamıyorsunuz. Beş duyumuzu daha çok çalıştırarak ruh sağlığımızı koruyabiliriz. Duyularınızı kendi arzularınız, istekleriniz, beklentileriniz ve sevdiğiniz şekilde kullanmaya başladığınızda ruhunuzu koruyorsunuz. Mesela burnumuza ne gelirse onu kokluyoruz, bir seçiciliğimiz yok. Ruhumuzun beslenmesi için içimizden bir istek geldi mi? Ben manolya koklamak istiyorum şeklinde mesela.

İnsanlara dokunun, çevrenizi koklayın, görün. Yemek yerken bile beş duyunuzu çalıştırarak yiyin, sadece karın doyurmak için yiyorsunuz. Önce görüntüsüne bakın gözünüzü tatmin edin. Ondan sonra koklayın. Hemen yutmayın biraz tadın. Yemeği bile yaşayıp hissetmek gerekiyor. O zaman yaşadığınızı anlıyorsunuz.

"V” : vücut

Vücut sağlığı çok önemli. Vücudunuzdaki sağlık kaybolmadan anlamıyorsunuz. Bir şekilde ileriye yönelik öyle şeyler yapıyorsunuz ki farkında değilsiniz, sağlığınızı ileride bozacak. O nedenle onlara soruyorum "Pankreasın için bugün ne yaptın?”. Vücudumuzda da o kadar çok organ var ki her gün hepsi için bir şeyler yapmak lazım.

"Z”: zeka

Şimdilerde toplama çıkarmayı bile unuttuk. Her şeyi akıllı aletlere bıraktık. Ne kadar çok beyin çalışırsa o kadar çok verimli hale dönüşüyor. Ona egzersiz yaptırın. Kendinize göre bir şeyler bulun bulmaca çözmek gibi. Film izlerken bile kafanızda sonunu siz yazın. Ben olsam şöyle yapardım böyle yapardım diye.

RVZ ayarlarımızı yaptık diyelim, başarımız belli bir yere kadar çıktı yine durdu. Şimdi bunu "SES”le yapıştırmamız gerekiyor yoksa KİM ve RVZ dağılıyor.

"SES” ile yapıştır.

"S”: sevgi

Sevgi her şeyin önünde geliyor. İşe olan sevgi, aileye olan sevgi. Her şeye sevgi ile yaklaşmak.

"E”: etik

"S”: saygı

İnsana saygı, yaptığınız işe saygı… Son yıllarda saygısızlık fazlalaştı maalesef. İnsanlar birbirlerinin fikirlerine, farklılıklarına saygı duymuyorlar. Kendimize, yaptığımız işe, başkalarını ve farkılıklara saygılı olmamız gerekiyor.

 "KİM” geliştirin, "RVZ” ayarı yapın ve "SES”le bunları yapıştırın.

Bir de "SAVAŞÇI”ysanız sizi kimse tutamaz.

Yolunuz açık olsun...





4904 Sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu gereğince iş arayanlardan ücret alınması yasaktır.
Kimya Medya Yayıncılık ve İnsan Kaynakları Tic. A.Ş., Türkiye İş Kurumu'nun 25.02.2014 tarihli 640 No'lu lisans sahibi özel istihdam bürosudur.
Türkiye İş Kurumu İstanbul İl Müdürlüğü: 0212 249 29 87 Türkiye Çalışma ve İş Kurumu Şişli Şube Müdürlüğü: 0212 234 68 04